6
Eyl

Başlıktaki gibi ilginç bir ihtiyaç normalde doğmaz... ama yeni taşındığınız mahalledeki fotoğraf dükkanında "bu filmi yıkayıp, direk CD'ye aktarın, kart baskı istemiyorum" dediğinizde, elinizde tuttuğunuz film E-6 (dia pozitif) ve dükkandaki genç arkadaş çapraz işleme konusundan bihaber ise tuhaf olaylar yaşayabiliyorsunuz. Önce C-41 banyo ve E-6 banyonun, bu işlemler için üretilmemiş olsalar da her türlü film üzerinde amaçlanan sonucu doğurduğunu (pozitif ve negatif sonuç verdiğini) pozitif pozlanmış (E-6/Dia) ama negatif yıkanmış (standart C-41 banyosuna sokulmuş) bir filmin, parlak renkler, yüksek kontrast ve yer yer (benim gibi delilerin kabul edebileceği) sonuçlar veren bir işlem olduğunu anlatmanız gerekebiliyor... Bütün bunların sonucunda kafası hayli karışmış olan genç fotoğraf dükkanı çalışanı arkadaşımız, her nasıl becerdiyse banyo sırasında bütün renk değerleri birbirine girmiş bir negatifi (yeşil negatif de gördük sayesinde) CD'ye aktarmak üzere olduğu gibi taramış.

Yani yukardaki pehlivan tefrikasından anlayacağımız, CD'yi bilgisayara taktım, açtım, içindeki tüm görüntüler negatifti... Ne kadar can sıkıcı değil mi? Gwenview'in içindeki Kipi eklentilerinde ne yazık ki bir dizindeki tüm fotoğrafları negatife çevir diye bir özellik yok. (Ya da göremedim...) Ben de ne yaptım, sevgili python-imaging kütüphanesini kullanarak hepsini negatiflerini alarak tekrar kaydettim...

#!/usr/bin/python
# -*- coding: utf-8 -*-

import glob, Image, ImageChops

imaj = glob.glob("*.[Jj][Pp][Gg]")
for objemaj in imaj:
        im = Image.open(objemaj)
        nmaj = ImageChops.invert(im)
        nmaj.save(objemaj, "JPEG")
 

Bu kodu .py uzantısı ile kaydedip, dönüştürmek istediğiniz fotoğrafların olduğu klasörde çalıştırmanız yeterli... Asıl işi yapan PIL modülü içindeki ImageChops yani kanal işleyici alt modülü... El kitabındaki diğer işlevlerini sondan bir önceki satırdaki ImageChops.invert işleviyle değiştirerek denemeniz de mümkün...glob işlevini çağırmak lüzumsuzca görülebilir, jpg dosya isimlerini kontrol ederek çağırdığım bir başka betikte lazım olmuştu,sonuna bu döngüyü ekleyip kullanıverdi, o kadar kusur oluversin :)

6
AğU

Eskiden meraktan gnu/linux dağıtımı kurmak ve bir süre kullanmak eğlenceli bir hobiydi, sonra bir süre muhtelif özellik ve tercihleri gözlemlemek ve araştırmak için bir görev gibi sürdü, uzun bir süredirse diğer gnu/linux dağıtımlarıyla pek de içli dışlı olmuyordum.

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım kolunun altına bir PlayStation3 koymuş halde, mimari çizimlerde render-farm olarak bu grafik canavarını kullanmak için gnu/linux kurmaya karar verdiğini söyleyerek kapıyı çaldı. Özünde tüm dağıtımlar yeterince kolay kurulur hale geldi denielbilir. Üstelik arkadaşım da Pardus, Ubuntu ve bir iki pek küçük router dağıtımı kullanmış olmasının deneyimiyle kurulumda bir sorun yaşamayacağını tahmin ediyordu. Sağolsun bu değişik deneyimi Sony ve Efes Pilsen'in yanında benimle de paylaşma fikri hoşuna gitmiş, bir şey olursa iki koldan sorunu çözeriz diye düşünmüş, hoşuma gitti...

YellowDog, PPC konusunda en eski dağıtımlardan biri olarak en çok ilgimi çekti, üstelik Mac artık intel işlemcilerle çalışmaya başladığı için PS3 en çok sükse yapabilecekleri yer olarak iyi optimize edilmiş bir kurulum alanı olacak diye tahmin ettim.

Heyhat, gnu/linux dünyasının insanlara blog açtıran kimi özellikleri yerinde durmaya devam ediyor. Redhat teknolojileri (Aslında CentOS tabanlı olan ama biliyoruz ki, CentOS "çok tanınmış bir kuzey amerika dağıtımı tabanlıdır) kullanan Yellow Dog'un DVD görüntüsü 4 gb kadar. Öntanımlı masaüstü olarak E17 tercih edilmiş. Kurulum sırasında paket seçimi için kabaca ofis, geliştirme ortamı ve sunucu seçenekleri sunuluyor. Dilerseniz tek tek paket seçmek de mümkün, ama biz zaten ne var ne yok bakmak istediğimiz için her üç paket ailesini de seçerek "ne bulduysan kur çocuğum" dedik ve kurulum işlemine başladık.

Hani meraklısı PS3 adlı arkadaşın nasıl bir donanımla çalıştığını detaylı olarak görebilir. Ama alemin gördüğü en fiyakalı oyunlar için tasarlanmış olduğu gerçeği uzaktan bir fikir veriyor değil mi? Eh, aynı dakikalarda arkadaşımın eşinin eski dizüstü bilgisayarına da Pardus kurmaya başladık. Çeşitli aksiliklerle "haa, bir dakika..." deyip güç düğmesine sekiz saniye basarak kapatıp herşeye baştan başlamamızı gerektirecek eski bir donanımla (üzerinde 256 mb. ram vardı, ama ekran kartı da aynı ram'i kullandığı için pek bir performans beklemiyorduk...) uğraştığımız o süreçte 4GB'lık YellowDog, yukardaki donanıma sahip bir grafik canavarının üzerine, şimdiye kadar gördüğüm en hızlı masaüstü altyapısı olan E17 ile kurulana kadar, PIII - 256 Ram üzerine üç kere Pardus kurabilirdik. (Fiilen o süreyi aptallıklarla oyalanıp geçirdik, gözümüzle gördük...)

Dert o değil, kurulduktan sonra çok da mutlu olmadığımız bir performans ile karşılaştık, ama büyük olasılıkla ekran kartı sürücülerini yüklememiştik ve dolayısıyla vesa, framebuffer vb. ile HD bir ekrana bağlı olmanın doğal sonucu ile karşı karşıyaydık. Derken fark ettik ki, PPC ortamındaki Linux dağıtımı aslında bildiğimiz Linux dünyasından farklı. Çünkü OpenGL destekli sürücüler, Flash vb. bir çok bileşen yok. WMV oynatabilecek bir özgür kodek yok (para verirseniz yüklediğini iddia eden bir program içinde geliyor olsa da...).

Neyse dedik, bizim derdimiz zaten bunu gündelik bilgisayar yapmak değildi, altyazı ile film izlemek (PS3 ile DivX altyazısı izleyebileceğiniz bir senaryo Sony geliştiricilerince düşünülmediği için, Linux'tan bunu ummak garip kaçmıyor) gibi gündelik işler ve hepsinden önemlisi Render-Farm olarak çalışması diye düşünerek menüye dalıp mevcut araçlara bakalım dedik.

O kadar az uygulama yüklüydü ki, 4GB'lık alan nasıl kullanılmış diye gerçekten merak ettik. Ya rpm'in sıkıştırma oranları gerçekten pek kötü, ya da yüklenenlerin çok önemli bir kısmı görünmüyor. Daha komiği, örneğin Flash'ın resmi linux eklentisinin PPC portu olmadığını gördük ve Gnash deneyebileceğimizi düşündük. Gnash'ın hali hazırda yüklü geldiğini öğrenmemizse bundan daha uzun sürdü. Çünkü bütün bilgileri veren güzel sayfaları Firefox'u ilk açtığımızda göründü, bir daha görünmedi, nerede olduğunu bulamadık.

Bir de 256 ram'li bir Datron'la Debian maceram var, ama çuvaldızı kendime batırmak için şimdilik onu atlıyorum. Belki de hepsi boş, insan alıştığı şey ile mutlu... Yine de, Pardus'un gnu/linux evrenine kazandırdığı önemli çok şey olduğunu düşünüyorum. yüklü gelen uygulama ve kütüphane seçiminin son kullanıcıyı çok mutlu eden bir biçimde tasarlandığını ve yeterince yer kazanmak için yaptığımız tüm geliştirmeleri (lzma ile geçen günlerimiz...) şükranla anıyorum. PS3 sahibi arkadaşım, Gimp'ten OpenOffice.org'a kadar herşeyin yüklü olduğu bir sistemin CD'den çıkıyor olduğuna inanamadığında (ve o an onu ilgilendirmese de, bunların 4-5 dilde mümkün olması...) yaptığımız ve değerini unuttuğumuz bu güzellik geldi aklıma.

Ne yazık ki, kullanıcılarımız ya da daha doğru bir deyişle özgür yazılım dünyasını kendi yaşamlarının hobi alanına çeviren amatörler açısından tehlikeli bulduğum bir bakış açısı var. Bu ülkede politikadan, sağlığa her konuda öyle endişeler taşıyorum ki, bu onların yanında bir hiç, ama Pardus'un deposundan bahsederken az uygulama olduğundan bahsetmek ve bu konuda debian gibi depolarla kıyaslama yapmanın elma ile armut toplamaya benzediğini görmemek gibi... Yani bu blog yazısının, bence şu videodan daha adil bir eleştiri ve uyarı olması gibi.

Pardus, depolarında hedeflediği kullanıcı kitlesine hitap eden temel gereksinimleri fazlasıyla karşılamakta... Yani bilişim okur-yazarı bir masaüstü kullanıcısı bilgisayarını açtığında yapmayı isteyebileceği herşey için gerekli alternatifleri bulabiliyor. kde-apps'ta karşımıza çıkabilecek her türlü acaipliği paketlemek bir hobi olarak değerli olabilir, ancak bir ihtiyaç olduğunu iddia etmek bence projenin hedeflerini anlamayıp, dünyayı kendi bakış açınla sınırlamak anlamına gelir. Dedim ya ülkede genel bir salgın bunu böyle yapmak. Rektör atamalarına ilişkin kanaat geliştirmekten, futbol antrenörlerini değerlendirmeye herhangi bir iş/hizmetin değerlendirilmesinde genel şart ve ihtiyaçlara yönelik makul kararlar verilip verilmediğiyle kimse ilgilenmiyor. Bu da bizi genel olarak boş tartışma ortamlarına taşıyor. Bu da benim kendi dünyamdaki kişisel görüşüm, kimseyi bağlamaz elbette, ancak dağıtımların kullanışlılığı, başarısı, gücü paket deposundaki yazılım sayısıyla falan değil, kullanıcıya fiilen sunabildiğinin kalitesiyle ölçülmeli diye düşünüyorum. Pardus iyi, diğerleri kötü anlamında da değil... 4GB'lık bir DVD'den ihtiyacımı karşılayacak şeylerin çıkmaması, bunlarla ilgili belgelere ulaşmakta zorluk çekmem üzerinden, benzeri eleştirileri Pardus'a da getirerek... Ki Pardus'un bugün sahip olduğu başarı (her ne kadara) bu tip eleştirilerle oluşturuldu... Tipik kullanıcı alışkanlıklarını değerlendirip, proje hedeflerine daha yakın durabilmemiz için eksiklerimizi çıkarıp tamamlama yolunda devam bu bağlamda... Ufak bir TODO yapmaya başladım bile...

17
Tem

Emrah Özesen, en yalın ifadeyle lise günlerinde yaşanmış basit bir hevesi, yaşamı boyunca karşılaştığı tüm heyecanlara taşımayı başarmış bir fotoğrafçı. Fotoğrafın keşfini takip eden dönem, üniversite yıllarının hareketli gündemine denk düşünce (foto)muhabirliğin keşfinde kullanılan makina, sonra Türkiye'nin milli kayak sporcularından biri olarak yetişmesi sürecine paralel olarak nice nehirlerinde doğayı ve insanın mücadelesini gözlemler hale gelmiş. Eh, insan böyle yaşayınca, belgelemese ayıp...

Memlekette sanatın (ya da futbol dışında bir spor yapan sporcunun da) durumu belli, elinde fotoğraf makinasıyla uzun zaman geçirmeyi sevenler bir süre sonra kendilerini çeşitli reklam/tanıtım fotoğraflarını çekerken bulmak ya da başka işlerden ayırdıkları zamanları fotoğrafa saklamak durumunda. Hatta bu zamanlar dahilinde çekilen fotoğraflar birilerini rahatsız edince, sudan sebeplerle hapse falan da giriliyor, ama şimdi konumuz bu değil...

Ama işte vaziyet bu ya, özgün öyküler çalışmak, hakkıyla zaman ayrılan kavramsal çalışmalar üretebilmek, fotoğraf sanatçıları için kolay olmayan fırsatlara bağlı. Sevgili Özesen, bu konuda yakın zamanda tamamladığı başarılı bir dönemin ürünlerinden, jonglörler ile yaptığı bir çalışmadan seçtiği kareleri, ilk günden beri takip edip ve desteklediği Pardus dünyasıyla paylaşt. Fotoğraflar, Creative Commons 3.0 BY-NC-ND lisansı (http://creativecommons.org/licenses/by-nc-nd/3.0/) ile yayınlandı. Yani, kaynak gösterildiği sürece paylaşılabilir, ancak ticari bir işte kullanılması ya da bu görüntüler kullanılarak yeni işler yapılması için hala hak sahibi olan Emrah Özesen'in yazılı izni gerekmekte...

Özgürlük İçin... sloganını takip ederek, eğlence ve temaşa dolu bir dünyanın, soğukkanlı ve ciddi bir gözden yansımasını gösteren kareler, Pardus 2008'le birlikte onbinlerce kullanıcıya Kaptan Masaüstü aracılığıyla sunuldu... Yayımlanışından neredeyse bir ay sonra ve ancak fırsat bulup özürlerimle birlikte açık bir teşekkür edebiliyorum, aşağıdaki güzel karelerini bizimle paylaştığı için... Sevgili Emrah Özesen, sağol ve maceran bol olsun, ki biz de hep görebilelim... ;-)

Sirk - SB - TopSirk - SB - Lobutlar

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sirk - SB - Monosiklet Sirk - SB - Şapka

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 Sirk - Renkli - KutularSirk - Renkli - Toplar

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sirk - Renkli - LobutlarSirk - Renkli - Şapkalar

 

4
Tem

Yaklaşık üç yıl önce, Ekim 2005'te, bir SMS almıştım. Antep'te tanıştığımız sevgili Erkan Tekman, onu aramamı istiyordu, konuşacağı acil bir konu vardı. Resmi işlemlerin tamamlanması bir buçuk ay falan sürdü yanlış hatırlamıyorsam, ama ertesi gün Pardus projesi ve UEAKE'nin başka bazı projeleri için içerik editörlüğüne başlamıştım.

İsmi ilk duyuşum, kötü bir dağ çiziminin yanına konduruluvermiş bir Tux görüntüsü önünde UluDağ yazısını takiben oldu sanırım. Gerçi uydurmayayım, o sırada henüz Pardus ismi kararlaştırılmamıştı ama, işte... Sonuçta bu projeyi ve onu tasarlayan kişileri ilk duyuşum o andı. Milli Kütüphane, 3. şenlik, UluDağ paneli... Öhöm... Aslında o sırada panele katılmamıştım, ne yalan söyleyeyim. Bir saat falan karışıklığı galiba... ;)

Sonra Antep'te, Arman ve Ümit'le birlikte Akademik Bilişim konferansı sırasında LKD standında dururken stand komşusu olduk projeyle... Zaten bir çok arkadaşım (Meren, Gürer, Çağlar, Onur, Umut...) projede çalışmaya başlamış olduğu için durum eğlenceli bir hal almıştı. LKD'de bir şekilde karşılaşmamayı başardığımız Barış ve benden üç beş dakika önce falan projeye katılan İsmail falan üstüne kaymak yani... Pek bir kaynaştık kaynak olduğum ekip, kafalarındaki fikir ve bu deliliği yaratan Tekman'la... Sonrasında birlikte ne yapabiliriz diye girişiverdik kollar sıvayıp. Acı, tatlı nice anının yanı sıra, Pardus 1.0, Pardus 2007 ve Pardus 2008'i çıkardık hep birlikte... İnanılmaz üç sene, inanılmaz üç ürün. Yani gerçekten, bazen dönüp nasıl çıktıklarına bakıyorum da... Hani Gençlerbirliği'nin UEFA kupasında Blackburn karşısında oynarken, neyse... İnanılmazdı işte...

Dün, bu durumu daha önce yaşayanların tarifine harfiyen uygun olarak, boğazımda tuhaf bir düğümlenme ile dolandım istifamı verdikten sonra. Bundan böyle bir gönüllü katkıcı olacağım Pardus ekosisteminde. Aslında fiilen bir değişiklik olmayacak belki yaşamımda ama sembolik şeylerin anlamı kimi zaman tahmin ettiğimizden ağır oluyormuş işte. Bir süre genel olarak yazılım ekosisteminden uzak duracağım tahminen. Uzun bir tatile ihtiyacım olduğuna karar verdim. Çok tatil gibi de değil aslında, biriktirdiğim o kadar çok okuyacak, izleyecek ve dinleyecek şey var ki, onlarla zaman geçirmeyi istiyorum. Sonra 2009 çalışmaları sırasında geri döneceğim elbette... O güne kadar tüm geliştirici ekibe bensizliğin tadını çıkarmalarını tavsiye ediyorum, kafanızı dinleyin biraz ;)

... ve sizinle çalışmak muhteşem... di demiyorum, çünkü devam edeceğiz... bu yalnızca bir bayrak yarışı, şu elimdekini bir vereyim birine, azıcık soluklanayım yanınızdayım yine...

Kaptanın seyir defterine ek:

Her zamanki gibi Çağlar aynı konuda benden daha önce blog yazıp, herşeyi daha güzel ifade etmiş. Teknik belge yazmaktan bazı devreler yanmış olabilir, tatil süresince kontrol ettirelim.Gerçi, virüs geçirmeyen bir işletim sistemi yazmaktan çıkıp, bunu  yazılım ölçeğinde sürdürmeye devam edecek olan biri insan olmasın da, kim duygusal olsun değil mi... Hehehehe... Pardon Çağlar.

Bu arada blogu olmadığı için not etmiş olalım, Çağlar ve ben gibi, sevgili Umut Pulat da, bambaşka bir nedenle, Kanada'ya taşındığı için Tübitak ile olan profesyonel ilişkisine son verdi.

 

15
May

Ben ilk kez dergi denen şeyle tahminen 5-6 yaşlarında, hece olayını aşmış ve sözcükleri seçebilir haldeyken tanıştım. Aklımda çok net bir Özal portresi var, çünkü elime aldığım ilk dergi Gırgır'dı, görenler hatırlar, Gırgır'ın fiyatı kapağında Özal para birimiyle hesaplanır, enflasyona bağlı olarak kapaktaki Özal portresi şeklindeki simgelerin sayısı yıllar içinde artar dururdu...özgürlük için e-dergi

Mizah dergisi tamam, karikatür zaten, ama dergi denen kavramın genel anlamda farklı bir yöntemi, nedeni, anlayışı olduğunu ve onun "bir tür" olduğunu kavramam için liseye başladığımda Express denen muhteşem dergiyle tanışmam gerekti. Lise biteyazarken, "eli kalem tutan" bir topluluk olarak kendi sözümüzü söyleme ihtiyacımız had safhaya ulaşmıştı ve o yıllarda yayına başlamış olan Öküz gibi "bizim kültürün" dergilerinde kendimize yer bulmayı beceremiyorduk. Böylece kendi dergimizi çıkarmaya başladık. Ondan sonrası çok daha net. Türkiye'de yayınlanan yüze yakın derginin öyküsüyle çakışan bir kaç senelik bir dönem...

Yıl 1998. "yahu" dedik, "matbaacıya senet imzalayıp sonra da Kibar Feyzo gibi, senedin günü geldi, senedin günü geldi diye koşuşturacağımıza, neden internetten yayın yapmıyoruz?" dedik. O gün tasarım olarak mantıklı bulduğumuz bir yapıyı taklit eden bir siteyi hayata geçirdik. Bugün, o yapıya blog dendiğini ve aslında arkasında bir program çalıştığını biliyor olmak, elle html kodlarını kopyala, yapıştır, içeriği değiştir kaydet şeklinde geçen saatlere bir tuhaf bakmamı sağlıyor takdir edersiniz ki... Ama bilmemek değil, öğrenmemek ayıp. ;)

Dergi ve İnternet sitesi kavramlarının kişisel tarihimdeki bu tuhaf tanışmalarının ardından, size de daha anlaşılır gelecektir ki, e-dergi, pdf olarak dağıtılan bültenler falan benim için teknoloji ötesiydi "o işler için mac lazım" diyenler vardı... Bugünse her şey ne kadar tuhaf, az önce fırsatını bulup Özgürlükİçin.com 'un yayınladığı e-derginin 2. sayısını okudum. Özellikle Seyit Gönenç Çalıcı'nın, bu sayının editörlüğünden önce bir senelik bir özgür yazılım deneyimi olduğunu anlattığı giriş yazısı bana tüm bunları düşündürdü. İçim bir garip oldu, sonra koyuldum okumaya... Gerçekten dört başı mamur güzel bir dergi hazırlamış topluluk yine... Seyit Gönenç başta, tüm ekibe tebrikler. Gerçekten ilgi çekici yazılar, haberler ve dosyalarla, harika bir tasarımla sunulmuş... Daha nicesi çıkar diye umuyor, tüm topluluğa başarılar diliyorum!

26
Mar

Buradaki (ingilizce) haberde görebileceğiniz gelişme (rss'leri topluca okumak için erteleyince böyle geç de olsa) özetle şudur: Flash videolar DRM kontrollü yayın yapılabilir hale getiriliyor... Özgür bir çeşitlemeye olan ihtiyaç bu durumda daha da acil hale geldi. 

Açık kaynak kodlu, özgür bir Flash alternatifi olan Gnash de 5 Mart'ta beta sürümü olarak 0.8.2'yi yayınladı... Haydi Gnash!

21
Mar

Pardus projesi ayağa kalktığından beri kimi zaman hüzünlü vedalara sahne oluyor bloglarımız... Yaşamın getirdiği dönemeçlerde bizden "tam zamanlı" anlamıyla savrulup biraz uzağa çekilen, sonra dayanamayıp öteden beriden gene işin ucuna yapışan geliştiricileri selamlıyoruz yılda bir iki kez...GSOC

Bu, bir hüzünlü veda yazısı değil. Tüm o yazılardan sonra olup bitenler hakkında birazcık daha somut bilgi verebilmek amacıyla, gidenler nasıl bıraktılar yerlerini hatırlamak için yazılan bir yazı...

Son aylarda, herkes merakla 2008'i beklerken, arada bir dönem oldu ki, biz de 2008'i merakla beklemeye başladık. Kafalarımız karışmış, herkes her işe (kimi zaman yaptığımız gibi) koşmaya başlamıştı. Tabii bu günler kısa sürdü ve herkes birbirinin pozisyonunu sağlamlaştıracak, yapılan işi destekleyecek şekilde toparlanmakta gecikmedi. Yani Scotty ışınladı bizi, ışın kalkanlarını açtık, herkes yerini aldı. Ancak o sırada fark ettik ki, biz vedaları sevmeyiz diye kimi yerleri boş bırakaduralım, proje sürmek için o koltuklarda bir ağırlık istiyor... Ki zaten projenin en sevdiğimiz tarafı, herkes yerini kendi kendine buluverdi.

Bahadır, bir süredir geliştirme sürecinde ortaklık ettiği Gürer'in ayrılışını takiben o görevin tamamını çekip çevirmeye başladı. Olup bitenleri siz de Çomar 2.0'la göreceksiniz... (Eli biraz koda yatkın olanlar geliştirme ağacında hali hazırda görüyordur da...

Gökmen bir süre önce devralmış olduğu Yalı'yı yeni bir ana sürüm hazırlığında baştan aşağı düzenlemeye koyuldu, hızını alamadı qt4 ile yazmaya başladı, ortaya ilginç bir Yalı çıktı. Ağ yöneticisinde de otomatik kablosuz tanıma gibi güzel özellikleri zaten görmüştük. Şimdi hazıra konma Gökmen, ağ yöneticisi daha çok özellik bekler diyoruz, o da acı acı klavye başına çöküyor...

Gökçen, İsmail'in işleyişini pek güzel tasarlayıp yürüttüğü güvenlik bayrağını devraldı. *-kit uygulamaları için entegrasyonlar, KDE geliştiriciliği gibi meziyetlerin doğal sonucu herhalde, kan çekiyor...

Pınar arayüz konusundaki deneyimini yeni tasarımcılarımızdan Gökhan'la birleştirip bir Kaptan yaptı ki, niye sadece bir kere çalıştırdığımızı düşünüp hayıflanıyorum. Pardus'a özel bütün yönetim yazılımlarında Pınar'ın yeni katkılarını göreceğiz 2008'de...

Pardus'un alamet-i farikasının mimarı Umut'un yeni işleri ve yine tasarım ailemize yeni katılan Banu'nun yeni simge setini de 2008'de görebileceğiz...

Fatih, sessiz haliyle hiç çaktırmadan hem xorg ailesinin entegrasyonu hem de ilk günden beri çok hayrını gördüğümüz xorg.py (ve yeni ya da kod adıyla zorg.py) yaklaşımını bir almış, monitörler ve diğer görüntü aygıtları ailesinde ilk çıktığımız günlerdeki gibi, akranlarımızın bir adım önüne zıplayıvereceğiz gibi görünüyor. Yürü be Fatih diyorum tüm kalbimle, gerçekten acaip bir şeyler oluyor ekranlara!

Sevgili Ozan'ın ne yaptığını bir süredir anlayamıyordum, meğer böylesi sinsi bir altyapı, yaşanmadan anlaşılmıyormuş. 2008'de yerel yazıcı desteği konusunda gerçekten çok mutlu dakikalar bizi bekliyor. (Daha önce birisi bana program yazmayıp, arkaplanda otomatik yapılandırma yaptığını söyleseydi ya... Printer takmam gerekeceğini ne bileyim ;) [smilyden anlamayanlara:şaka, şaka..]

...ve tabii görevleri baştan beri çok değişmemiş olan, bu nedenle azıcık tuhaf bir gülümsemeyle aramızda dolaşan diğer sevgili dostlarımız... 

Faik, kendi teknolojilerimizin geliştirme süreçlerini yönettiği 'teknik direktörlük' görevine ek olarak gerçekten inanılmaz hızlı çalışan yeni bir PiSi sürümünün verdiği gevrek bir gülüşle kitaplarının arasına gömülüyor molalarda... Çağlar depoları birbirine katıp sonra keyifle piyanosunun başına oturuyor korku filmlerinde şatosunda org çalan şeytanlar gibi... Onur donanımların, videoların, oyunların ve ekran kartların dünyasından pek dışarı çıkamadığı için kendisini göremiyoruz, gören varsa söylesin onu çok özledik, arada kendine de vakit ayırsın...

ve 2008'le ilgili son haber de, yeni sürüm yöneticimiz, asabimiz, amcamız, Dedemiz: Ekin Meroğlu... Kök dosya sistemlerinden, yine övgü dolu incelemelere konu olacağını umduğumuz pırıl pırıl bir sürüme giden yolda bir adım önümüzden geçerek, en amca haliyle hepimizi azarlamaya doyamayacak takım kaptanımız bu kez Ekin... 

Ah... Serbülent, unutmadım seni... Serbülent de, deponun sağlıklı işlemesiyle ilgili test süreçlerini yürütüyor. Özgürlükİçin.com camiasındaki gönüllü test ekibimiz ve Serbülent bu süreci iyice rayına oturttuklarında bugüne dek bir iki kişinin telef olması pahasına yürüyen kararlı ve performanslı uygulamalar iddiamız, bir camia tarafından başarıyla sürdürülüyor olacak...

...ve çalar saat mesaiyi haber verir, rüya biter... Hadi, madem herkes biliyor ne yapacağını, koşun, camia sürüm bekler!

hamiş: Bir de GSoC'a kabul edilmiş olmamız var ki... Tadından yenmez... Zaten geçen sene ki muhteşem staj sürecini gölgede bırakacak yeni bir senenin geldiğini düşünerek heyecanlanıyorduk, bir de paralel olarak iki staj programı birden yürütebiliyor olacağız... Mutluyuz, gururluyuz...

13
Mar

Geçtiğimiz yaz ayları boyunca Pardus ofisine gelerek, okul müfredatlarındaki zorunlu stajı gerçekleştirirken, projenin de çalışanları olan arkadaşlarımızın katkıları bize büyük bir ivme kazandırmıştı.Staj

Bu yaz da, proje kapılarını yine stajlarını Pardus'ta yapmak isteyen öğrencilere açıyor. İmzalı paket altyapısı, PTSP yönetimi gibi kurumsal ihtiyaçların yanında, internet paylaşımı, ağ yöneticisinden bluetooth, Ad-Hoc vb. desteği sağlanması ya da Açılış Yöneticisine iyileştirmeler, parmak izi okuyucusuyla ya da Akıllı Kart'la giriş yapılmasını sağlamaya yönelik yenilikler gibi bir çok önemli teknolojinin geliştirilmesinde görev alacak stajyer adaylarının yanı sıra, Pardus'la ilgili önerilerin ya da Pardus seçkilerinin paylaşılabildiği iki farklı web arayüzüne yönelik web programcısı adaylarına ve bu sene ilk kez mühendislik alanının dışına çıkarak film yapımcılığı üzerine okuyan iletişim, sinema, tasarım öğrencilerine yönelik Pardus Tanıtım Filmi hazırlamaya yönelik bir çok farklı konuda staj yapma olanağı sunuyoruz.

Ayrıntılı bilgilere http://www.pardus.org.tr/staj adresinden ulaşabilirsiniz... Son başvuru 18 Nisan Cuma mesai bitimi... Çok hızlı bir değerlendirme yaparak takvimi bir an önce hayata geçirmeyi planlıyoruz... Staj sayfasını ve orada önerilen, değerlendirme yazılarını okuyarak başvurularınızı hazırlamanızı tekrar hatırlatırız...

19
ŞUb

Daha önce bilöker'de, boykot işler mi konusunda bilgi/ima karışımı bir yazıyı 2006 Ekim ayında yayınlamıştım. Daha önceki bazı haberlere ve o günün tartışmalarına atıfta bulunarak bir boykot bugün ne denli işlevsel diye sorgulamıştım.

Hem bu bağlamda, hem de alanı dışında gerçekleşen bir boykot kapsamında, bugün de aynı soruyu yinelemek gerekiyor. Bir ufak farkla: Bir politik duruşun varlığı!

ScriptumLibre.org Foundation, TrendMicro için bir boykot çağrısı yayınladı. Kampanyanın temelde hedef aldığı problem, TrendMicro'nun, bugün Pardus'ta ve çoğu GNU/Linux dağıtımında tercih edilen ClamAV programının, Barracuda Networks firması tarafından kullanılma yönteminin, kendi patentlerini ihlal edecek biçimde kullanılmasına karşı bir dava açmış. Davaya karşı tepkisini "Barracuda Networks, Özgür/Açık Kaynak Kodlu yazılımları, TrendMicro'nun patent tehdidine karşı savunuyor" başlığıyla yayınladığı bir basın bildirisinde Özgür Yazılım Vakfı (FSF)'nın hukuki konularda sözcüsü Eben Moglen'in "Patent kavramının yazılım konularında istismar edilmesine karşı, birleşik bir savunma gerçekleştirmemiz gerekiyor. Barracuda Networks gibi firmaların bu konuda özgür yazılım camiasıyla ilişkileri sıkı tutması çok olumlu bir adım ve biz de üzerimize düşeni yapacağız" şeklindeki açıklaması alıntılandı.Boycott Trend Micro

FSF, LKD gibi üyesi olduğum, özgür yazılım camiasının çeşitli ölçek ve muhataplar karşısındaki resmi organizasyonları, bu boykot çağrısını destekliyor.

Bence, özgür yazılım camiası içinde TrendMicro gibi bir firmanın ürünlerine yönelik önemli bir tüketici kitlesi olmayacağı için boykot çağrısı, anlamlı bir pratik karşılık bulamayacak.

Öte yandan, politik olarak bir tavır alma gerekliliğine, camianın bu konudaki deneyimsizliği, beceriksizliği ve naifliği göz önüne alınınca, Moglen'in sözleri, TrendMicro'ya karşı bir tavır olmaktan çok öteye hitap ediyor ve tam da bugün edinilmesi gereken bir tavra işaret ediyor.

Tüm özgür yazılım camiası olarak, birbirimizi bu konularda yalnız bırakmayacağımızı, yazılım patentlerinin, yazılım mühendisliği ve bilişim/bilgisayar bilimlerine ilişkin önemli bir saldırı olduğu konusundaki tespitimizin gerektirdiği tavrımızdan geri adım atmayacağımızı göstermemiz gerekiyor.

Bu bağlamda, aslında ekonomik olarak bir yaptırım gücümüz olmayacaksa bile, TrendMicro'ya uğraştığı firmanın tek başına Barracuda Networks ya da ClamAV olmadığını, bütünüyle özgür yazılım camiasını karşısına almayı göze alması gerektiğini göstermemiz gerektiğini düşünüyorum.

Üstteki görüntüye tıkladığınızda, sizi (henüz doğru düzgün bir yerelleştirme/uluslararasılaştırma yapılamamış olsa da) boykotla ilgili ana buluşma noktasına taşıyacak. Bu sözlere, ilkelere inanıyorsanız bu sanal pankartı taşımak bile bir katkıdır... Özgürlük için...

14
ŞUb

Senaryomuz şu: İnternetten erişebildiğimiz bir sunucuda, bir sürü dizine dağılmış büyük hacimli fotoğraflar var. Grafik arayüzü ağdan kendi makinamıza alamayacağımız bir bağlantı hızındayız ve olsa da bu durum başka etkenler gerektirebiliyor (bulunduğumuz yer de, sunucu da her portu kapalı birer güvenlik duvarıyla birbirinden izole vb.) dolayısıyla bu dizinleri birer Simpleviewer galerisine çevirmek için, Airtights Interactive'in önerdiği server-side (sunucu tarafındaki) otomatik çözümlere ihtiyaç duyuyoruz...

Öte yandan, söz konusu çözümler otomatik olmakla birlikte işin yine de anlamlı büyüklükte kısmını bizden istiyorlar ve sunucuda olmayabilecek bazı diller ya da modüller kullanıyorlar...

Böyle bir durumda akla gelen ne olur? Haydi bir python betiğiyle bunu çözelim...

rc4simpleviewer bir otobüs yolculuğunda böyle doğdu. Sevgili Gürersan ve caglar10ur'un yol göstermeleriyle, Ekin ve Onur'un destekleriyle pişti ve ilk programım olarak proje deposunda yerini aldı. Aman aman bir iş yaptığı yok, ama yukardaki senaryo ile karşılaşırsanız ve Python yüklü bir (herhangi bir unix benzeri sistemin güncel sürümünde illa ki Python vardır, Mac dahil bizde bir de imaging modülü -pil gerekli ama o da yaygın) sunucu ile uğraşıyorsanız işinizi görecektir.

Betiği fotoğrafların olduğu dizine koyup çalıştırdığınızda simpleviewer 1.8'i indirip, bize gereken dosyaları çıkarıp, size bir dizi soru yöneltecek. Bu sorulara verdiğiniz yanıtlara uygun biçimde galeriyi oluşturup, fotoğrafları gereken şekilde düzenleyip yerleştirecek ve siz o dizine tarayıcıdan erişmek istediğinizde, Ta-ta! galeriniz hazır...

güle güle kullanın... (Senaryonun asıl sahibiyle İngilizce konuştuğumdan ve bu güzel flash galerisini üreten insanlarla da bu çözümü paylaşmak istediğimden herşey İngilizce, soruların Türkçe kopyaları da olacak ilk fırsatta...)

http://svn.pardus.org.tr/projeler/rc4simpleviewer/

4
ŞUb

Onur KüçükPardus'un yıllanmış, demlenmiş ustalarından Onur Küçük'le şahsen tanıştıysanız bilirsiniz... Onur sessiz bir insandır. Özellikle pardus-kullanıcıları listesinde harcadığı uzun zamanlar nedeniyle, bu aracı kullanmayı yeğleyenlerin aklına yerleştiğine emin olduğum imzasını motto edinmiş, feyz almaya odaklanmıştır... "Bilgi konuşur, bilge dinler..." Konuşmakta acele etmez sevgili Küçük... ve bazen beni çileden çıkarırcasına susar! Söylemesinin çok anlamlı olduğu konularda da susar! Bunun taze bir örneğini, özgürlükiçin projesi kapsamında değerlendirilebileceğini düşündüğüm bir öneriyi tartışırken yaşadık... Özetleyerek (atarak) alıntılıyorum:

Löker: Malum, hepimizde var, hafif deliyiz... ya da nerd diyelim gavurcadan ödünç terimle... bir işi üç kere yapacaksak, beş kerelik emeği harcayıp da bash/python betiği yazmak, konsol açıverip de işleri otomatikleştirivermek yapmazsak duramadığımız bir eylem... diyorum ki, psp'ye video kodlamak, ipod'a arşiv bindirirken 'yahu nasıl olsa sokakta dinleyeceğim, yerden kazanayım' diye ogg/flac'larımızı 128/variable tekrar kodlamak gibi işler için hepimizin kullandığı farklı çözümler var... Gelin bu güçleri bir yerlerde birleştirelim, birbirimizin çözümlerini, püf noktalarını öğrenelim, paylaşalım...

Onur: Bu arada merge isteğine yazmıştım, gördün mü, mencoder'ın profil desteğini epey geliştirmiş durumdayız...

Löker: Gözümden kaçmış abi, anlatsana şu işin aslını...

Onur: Türker (Sezer) mencoder'da öntanımlı yazıtipi belirlenmediği için altyazıların otomatikman gömülmediğini fark ederek çözüm aramaya başlayınca, bir süredir var olan ama çok kullanışlı olmayan profil desteği de gözüme çarptı. Biraz elden geçirip, günümüzdeki ihtiyaçlara uyarlamaya girişince ortaya şimdiki sonuç çıktı.

mencoder -profile psp -o falanca.mp4 dediğinde video dosyası psp'nin ihtiyaç duyduğu standartlara göre hazırlanıyor. Bu normalde, akılda tutması zor bir seri sayıdan kullanıcıyı kurtaran bir şey. Üstelik mplayer/ffmpeg gibi uygulama/kütüphanelerin sürümleri değişince bu konudaki parametrelerde değişikliker yaşanabiliyor. Kullanıcıya bir profil kullanmayı öğretmek daha doğru ve çağdaş bir çözüm.

Löker: Eh abi, harika bir fikirmiş gerçekten, peki bu gelişmeye kaç profil dahil etmiş olduk biz bugün?

Onur: 29 çeşit video için hazır tanımlarımız var, mencoder -profile help komutuyla tam listeye ulaşılabilir. Burada sözü geçen yüksek kalite vb. ifadelerin karşılıkları da /etc/mencoder.conf dosyasında tutuluyor. Kullanıcılar hata takip sisteminden bu konuda iyileştirme önerisi girerek "falanca video tipini profil olarak eklemek faydalı" dediklerinde pakete ek yapmaya çalışıyorum. Önerilerin mevcut profillerden biraz daha farklı olması, örneğin "mevcut bir profilden sadece basit bir parametre farklı" olmaması, teknik olarak doğru olmasını tercih ediyorum, bu sürecin tamamında da listeyi çok kalabalıklaştırmadan işlevsel tutmaya çalışacağım.

Löker: E peki, çok kişisel bir isteğimiz var, sistem genelinde bir yapılandırma önermek istemiyoruz. Nasıl ekleriz kendi bilgisayarımızda bu alana yeni bir profil?

Onur: Ev dizinindeki .mplayer dizini içinde mencoder.conf dosyası oluşturmak uygun bir çözüm yaratabilir. Örnek dosya olarak /etc/mplayer.conf alınabilir. Buradaki dizim kurallarına göre bakmak gerekli... 

Löker: Ah Onur ya, şunları daha sık anlatsan, bu bilgileri daha çok paylaşsak ya...

Onur: :)

hamiş: özgürlükiçin.com adresinde bu tip konularda püf noktaları sadece tarif eden değil, uygulayan çözümleri de paylaşalım önerime olumlu bazı tepkiler geldi, önümüzdeki günlerde bu konuda bazı adımlar atabiliriz... Pardus dediğimiz bir tek 2007, 2008 değil ya...