Son birkaç haftadır microsoft seminerlerine katılıyorum. "gencsengeleceksin" konferansı, microsoft lansmanı vesaire.. Ve dikkat ediyorum hemen hemen hepsi de aynı tip şeyleri anlatıyorlar. Bunlara bir şey oldu demeden düşünemiyorum. Özellikle üstünde durulan "özgürlük", "açık kaynak" konularına bu aralar neden bu kadar yoğunlaştıklarını bilemiyorum. Belki de hep böyleydiler, bu konuda bir bilgim yok. Ama konferansta dağıttıkları formlarda şunu yazmadan edemedim:
"Ne oldu da açık kaynak ve benzeri kavramlara ilgi duyar oldunuz? Neden açık kaynak savaşımındasınız?"
Bir de slaytlarda yer alan "Açık kaynak, açık standart, açık hede ayrı kavramlardır." gibisinden bir cümleye acayip gülesim geliyor. Benim bundan anladığım, "microsoft kodları açacak" haberlerinin üstüne, kıvırabilmek için böyle bir kavram karmaşası yaratılıyor.
İkinci dikkat ettiğim nokta, "Hem tasarımcı, hem kod yazarı olunmaz." üzerineydi. Pekala belli bir ölçüde katılabilirim bu söze, ama sonraki slaytta yer alana katılmam mümkün değil: "Blend ile bunu pekala yapabilirsiniz." Evet, hem kod yazarı, hem tasarımcı olmak gerçekten zor bir şey, ama bunun için yeni bir programa ihtiyacınız yine de yok.
Benim içimi daraltan, sıkıntı yaratan olay, bir kullanıcı, bir kod yazarı veya bir tasarımcı olarak paralı bir işletim sisteminin beni bir işi yapabilmek için belli bir programa, belli kısıtlı özelliklere veya lisansa zorlamasıdır. İster kodu açık olsun, ister kapalı; isterse paralı olsun, isterse parasız, taviz veremeyeceğim tek konu "özgürlük"tür. Kendi donanımımda ve kendi çalışmalarımda, kendi ürettiğim yazılımlarda gerçekten neler olup bittiğini belli bir noktaya kadar bilebilmek pekala can sıkıcı..
Son gittiğim seminerde de falanca bir eğitim firması çalışanı, microsoft sertifikalarının ne kadar gerekli olduğundan bahsediyordu. Adeta "Siz sertifika alın bize para lazım. Siz bu sertifikayı almazsanız, bilgilerinizi ispatlayamazsınız ve sizi hiçbir firmada çalıştırtmayız." der gibiydiler. Reklam doluydu seminer, başka diyebileceğim bir şey yok. Hele sertifikanın gerekliliği üzerine verdiği örnek iyice hayranlık bıraktırıcı bir konu: Eleman dişçiye gitmiş, önünde çok uzun sıra varmış, doktora microsoft sertifikasını gösterince hemen ameliyata alınmış.
Vay haline! Yüz kişinin önünde bu çalışan nasıl oldu da olayı gönül rahatlığıyla anlatabildi ki? Ben şimdi düşünmez miyim, diğer insanlara haksızlık edildi diye? Meğer ne gurur duyulası bir sertifikaymış, bu sertifikayı alınca sanki toplumun kralı kesiliveriyoruz ha? Alın bu sertifikayı, sokun bir tarafınıza o haldeyse! Ben doktor olsam sizin adınızı soyadınızı kapıma yazdırırdım:
"Bu ismi yazılı olanlar sizin hakkınızı yemeye çalıştılar."
Bu aralar, buluttan nem kapar oldum. Bazen fark ediyorum, haksız yere çevreme de çattığım oluyor, ne yazık ki. Ama sakin sakin, bilgisayar başına geçtiğim vakit, bir şeyler illaki beni germek zorunda sanki…
***
Msn’de son günlerde bir zararlı salgını olduğunu yazmıştım [1]. Web günlüğüme hemen bir iki yorum düştü. Hem günlüğümdeki yazıyı yazarken, hem de gelen ilk yorumlara verdiğim yanıtta, böyle bir sorunla karşılaşmadığımı da dile getirmişim. Ancak, yazılan ilk yorum “Msn’i sistemden kaldırıp sisteme tekrardan kurulması sonucu düzeldiğini” belirtirken, bundan iki saat sonra yazılan yorumda ise “üç gündür bu sorunla karşı karşıya olduğunu ve nasıl kurtulabileceğini” soruyor. Peki, senden iki saat önce yazılmış yorumu neden okumuyorsun?
Sonrası daha da beter, akşamına girilen ve gereksiz olduğunu düşünüp sildiğim diğer yorumlar arasından bir tanesi “hey dostum, ben de aynı sorunu yaşıyorum bana hemen çözüm yolunu söylersen çözerim, ilgine teşkürler dostum” şeklindeydi. İşte o an, içimden “Hey dostum ben de bu sorunu hiç yaşamadım, biliyor musun dostum? Üstelik bir de önceden yazılanları bir okusaydın ya dostum” yanıtını verecektim ama zaman kaybı olurdu düşüncesiyle vazgeçtim.
***
Pardus-Linux.Org forumunda kaç kere soruldu, kaç kere yanıtlandı. Ama nedendir, halen soruluyor… Mesela, en sıcak örneklerden bir kaçı;
Bir kullanıcı, bir konu başlığı açıyor ve başlığı açarken yazdığı mesaj aynen şu; “merhaba çalışan cd beryl kurulumu oluyormu yani kurulan pardusta aynı oluyormu“. Bir kere, Beryl ile ilgili soru, forumda onbin kere sorulmuş ve bu konuda forumda bir araştırma yapsaymış, bulması hiç de zor olmayacakmış. İki, ne sorduğunu anlayamıyorum, çünkü her ne kadar bir çok Türkçe kelime ve ek doğru veya yanlış bir biçimde yan yana getirilmiş olsa da, bir arada sağlıklı bir cümle oluşturamıyor.
Bir diğer örnek, Knight Online‘ın, Silkroad Online‘ın, Pardüs’e üzerinde çalıştırılıp çalıştırılamaması ve bunun Türkiye’deki internet cafe’lerde Pardus’un yayılmasını nasıl etkileyeceği. Hayır efendim, tüm camia yanlış biliyor, Pardus değil, Pardüs! Bu konu da, en az onlarca kez forumda konuşuldu, tartışıldı… Ancak, hayır! Konunun tekrardan açılması, tekrardan tartışılması, aynı sebeplerin bir daha aynen gösterilmesi gerekir! On kere konuşuldu… Knight Online‘ın ve Silkroad Online‘ın Pardus üzerinde neden çalışamadığına o kadar çok değindik ki, burada bahsetmiyorum bile. Ancak, sadece bu iki oyunun çalışmasıyla, Pardus, Türkiye genelinde internet cafe’lerde yaygınlaşamaz. Neden mi? İşte sorulması mantıklı olabilecek ve seve seve yanıt verebileceğim kısım burasıdır.
Bir internet cafe’ye gidildiği vakit, Kadıköy’de sıkça karşılaşabileceğimiz gibi ya bilgisayar oyunları oynanır veya daha ciddi, öemeli bir amaç için internet kullanılır. Ancak, ben, her iki amaçla da kullanan bir insan olarak, ne tür sıkıntılar olabileceğine değiniyorum. Evinde, iş yerinde, kısacası bilgisayar başında durabileceğim her türlü zaman diliminde Microsoft Windows XP kullanmış bir kullanıcı, Linux kurulu bir bilgisayarın başına geçti.. E-postasına ulaştı, Msn’ini açtı, USB Bellek veya disket, her ne ise, onu da taktı ve sistem bunları gördü, güzel… Ancak, hemen bir internet sayfası açtı. Örneğin… ILSIS [2]! Evet, ILSIS! Ama o da ne? “Tarayıcınız İlsisWeb tarafından şu an için desteklenmiyor. Tarayıcınızı IE 5.0 veya daha üstüne güncelleyiniz.” yazısıyla karşılaşıyor. Hemen, Microsoft Office ile hazırlanmış bir dokümanı Open Office ile açmaya çalışıyor. Nasıl yani? Tablolar, şablonlar kaymış, yazılar taşmış!.. Sonra *bu kadar sorundan sonra nasıl oluyorsa* işini güvenle bitirdiğine inanıyor ve hazır gelmişken biraz da bilgisayar oyunu oynamak istiyor…
Knight Online‘ın ve Silkroad Online‘ın Linux üzerinde neden çalışamadığı ile ilgili konuya da biraz yanıt olarak şunu söyleyebilirim ki; bir internet cafe sadece bu iki oyunla dönmemektedir. Size, çok çeşitli oyunlar sunan bir internet cafe’nin yaklaşık bir oyun listesini sunmak istiyorum:
Age of Empires, Age of Mythology, Battlefield, Bloodrayne, Call of Duty, Civilization, Command & Conquer, Company of Heroes, Diablo, Doom, Driver, Dungeon Siege, Dungeons & Dragons Online, Elder Scrolls IV - The Oblivion, Eve Online, Fable, Fifa, Flatout, Grand Theft Auto, Guild Wars, Half-Life, Heroes of Might & Magic, Lord of the Rings Online, Lord of The Rings: Battle for Middle-Earth, MotoGP, NBA, Need for Speed, Neverwinter Nights, Nox, Overlord, Prince of Persia, Pro Evolution Soccer, Quake, Ragnarok Online, Rune, Sacred, Star Wars Galaxies Online, Star Wars: Battlefront, Star Wars: Jedi Knight 2, Star Wars: Knights of the Old Republic, Starcraft, Ultima Online, Unreal Tournament, Warcraft, Warhammer 40K, World of Warcraft, Worms…
İşte yukarıdaki oyunlar, Kadıköy’de ismini verebileceğim üç tane internet cafe’de oynanabilen oyunların uzun bir listesi. Korkutucu değil mi? Bazıları oyunların ikincileri, üçüncüleri, bilmem kaçıncıları çıktı, o çıkanlara da ek paketler ve modifikasyonlar hazırlandı, yamaları yayınlandı. Bunları da hesaba katın, Linux’ta bunların kaçı performans, ağ bağlantısı ve diğer açılardan sorunsuz olarak çalışacaktır? On tanesini geçmez, açık konuşayım. İsterse hepsini Cedega [3] ile çalıştırmayı denesin, hiç birinin Windows’taki kadar kararlı bir biçimde Linux kurulu bir sistemde çalışabilmesi mümkün değildir.
Bu da işin oyun kısmıydı. Şimdi, kimi okuyucuların kafasında bir kaç soru oluşmuştur, onları da yanıtlayayım.
Ofis uygulamalarında sorun, Open Office ve diğer alternatifleriyle hiç bir şekilde uyumlu çalışamayan Microsoft Office ürünündedir. ILSIS’te sorun, sayfa tasarımcısının dünyada ve Türkiye’de sadece Microsoft Internet Explorer kullanıldığını düşünecek kadar dar görüşlü olmasıdır. Oyun piyasasındaki sorun, oyun geliştiricilerinin *belki de haklı olarak* Linux tarafından umdukları kârı elde edememeleridir.
Sanki, tüm suçu başka taraflara atarmışım gibi bir izlenim bıraktı, değil mi? Ama aslında Open Office ile hazırlanan ve doğru dosya türünde kaydedilen bir doküman, Microsoft Office ile sorunsuzca açılabilir. Aslında, bir internet sayfasının Microsoft Internet Explorer haricinde başka bir internet tarayıcıda çalışması için ayrıca bir iş gücü sarf edilmez. Doom, Unreal Tournament, Quake ve daha bir çok oyunun da Linux sürümü bulunmaktadır, demek ki Linux için oyun geliştirmek teknik açıdan zor değilmiş, geliştirilmiş kaliteli örnekleri varmış…
Demek ki neymiş? Yazılımların geliştirilmesi aşamasında belirlenen stratejileden dolayı, Linux’un internet cafe’lerde yaygınlaşması engelleyen en büyük sorun, açık kaynak olan alternatiflerini adamdan saymamasıymış.
Demek ki neymiş? Sadece Knight Online‘ın ve Silkroad Online‘ın Pardus üzerinde çalıştırılabilmesiyle, Pardus, internet cafe’lerde hemen yaygınlaşamazmış.
***
Gene forumlarda sıklıkla rastlanan bir konu, Pardus’un yazılışı. Linux’u belki telaffuz edilemiyor olabilir, hak veririm. Ama aynı durum Pardus için de aynen geçerli. Hem de sayfanın her tarafında Pardus yazıyorken, bu nasıl “Pardüs“, “Pardüş“, “Pardüs’e“, “Pardus’e” şeklinde evrim geçirebiliyor ve geçirdiği evrime göre ek alabiliyor? Hmm, bu konu da forumda bir çok kez konuşulmuştu, şimdi hatırladım…
***
Sonuç? Gereksiz yere onlarca kere tartışılan bir konuda çözme ulaşılamadığında, bunu internette başka kaynaklarda aramak çoğu kullanıcının aklına gelmiyor. Başka kaynakları da bir tarafa attım, ilk danıştığı sayfada da aratmıyor diyebilirim. Ancak, bir soru sorulduğu vakit anında cevaplanmasını istiyor.
Peki, cevaplayacak olanlar kim? Uzaylılar mı? Eru mu? Saylonlar mı? Değil, insan! Uzaylılar zaten foruma ihtiyaç duymaz, Eru’nun işi ne? Saylonlar aramızdaysa zaten geçmiş olsun :) Ama insan ise, öncelikle saygı, anlayış ve sabır gerekir. Yardımcı olacak kimsenin de sizi anlayabilmesi için olabildiğince doğru kullanılmış kelimeler ile anlaşılabilir Türkçe cümleler oluşturulması gerekir. İlgili sayfalarda gereksiz konu çöplüğünün oluşmaması için, ilgili sayfa içerisinde araştırmak gerekir. Ve bir kez daha üstüne basa basa söylüyorum, karşınızdakine karşı anlayışlı olmanız gerekmektedir. Çünkü, o bir gönüllüdür. Kimse onun kafasına tabaca dayayıp da size yardımcı olmasını istememektedir. Onu da uğraşından soğutmamak gerekir…
***
Yazdım ve biraz da rahatladım. Ve, okuyanların akıllarında oluşabilecek bir izlenime ters bir düşünceyle, gerek #pardus@freenode.net‘te, gerekse forumlarda, bir gönüllü olarak kullanıcılara yardım etmeye devam edeceğim ve elimden geldiğince onları araştırmaya yönelteceğim. Ancak, şu yazdıklarımı okuyanların da, neler demek istediğimi iyice anlamasını isterim.
Saygılar…
[1] http://egetun.wordpress.com/2007/07/23/msnde-zararli-salgini/
[2] http://ilsis.meb.gov.tr
[3] http://www.cedega.com

Dün, bir arkadaşımın bilgisayarının çökmesi üzerine, Windows’u baştan kurmaya karar verdik. Kendisi, daha önce ısrarlarım neticesinde Pardus’u denemiş, Amarok sağ olsun bayağı sevmiş, ama müzik kayıtları yaptığı için ihtiyaç duyduğu ve alıştığı uygulamalara Linux ortamında ulaşamadığı için Windows’a geri dönmüştü.
Dün Windows XP’yi kurduktan sonra, masaüstüne ilk girişinde “Windows kritik bir hatadan kurtarıldı” ve “explorer hata raporu gönderimi” hatalarıyla karşılaştık. Şaşırmamıştım, çünkü benzerlerini daha önce bir kez daha yaşamıştım. Ama asıl sorulması gereken, bu noktaya nasıl geldi?
Arkadaşımın bilgisayarı, internete henüz geçtiğimiz gün bağlanabildi. Çok de önemli olmayan bir sebepten ötürü Emniyet Genel Müdürlüğü internet sitesine girilmesiyle başladı. Ekranda komut satırı (Ms-dos penceresi) açıldı, bir şeyler kurdu ve o an bilgisayar kapandı. Bir daha açılması zahmetli oldu. Artık o bilgisayar zararlıların işgali altındaydı. Arkadaşım sebebini bilmiyordu.
Her Windows kullanan arkadaşıma, eğer Windows kullanmaya devam edeceklerse tavsiye ettiğim üç yazılım AVG, AdAware ve Register Mechanics oluyor. Ancak, bilgisayarına el attığım tüm arkadaşlarım bilir ki, ben Windows kullanmam ve uzun süre Windows kullanmayınca da doğal olarak unutuyorum. Evimdeki bilgisayarda bir dakikada çözebildiğim sorunları, arkadaşımda bir kaç dakikada ancak çözebiliyordum.
Örneğin, bir uygulama kilitlendiğinde onu yok edemiyorum. “Windows Görev Yöneticisi” denen pencere kilitlendiğinde, onu sonlandıramıyorduk. Masaüstündeki simgeler kaybolunca, tekrardan “Windows Görev Yöneticisi“nden explorer.exe’yi yok edip, yeni görev olarak gene explorer.exe’yi seçiyorduk. Başlat çubuğuna tıklayamayınca, ALT+F2 tuş kombinasyonuyla Linux’ta olduğu “Komut Çalıştır” penceresi gelmiyor, CTRL+R tuş kombinasyonuyla Windows 98′de açılan “Çalıştır” penceresi nedendir Windows XP’de gelmiyordu. Windows oturumu her açıldığında kendiliğinden açılan Windows Live Messenger’ı kapatabilmek için Denetim Masası değil, “Çalıştır” penceresinden “msconfig” yazarak ilgili ayrı bir menüden ayarlayabiliyorduk. Yüklenen en ufak sürücünün sorunsuz çalışması için, her bir sürücünün kurulumu ardından bilgisayarı bir daha baştan başlatıyorduk. Daha donanım sürücülerinin kurulumunun ardından, keyfi amaçlı uygulamaları (mesela Winamp, Lastfm ve oyunları) sisteme kuramadan, bilgisayarın ağırlaştığını hissediyorduk.
Birkaç saat dahi olsa, Windows ile karşılaşmam benim için oldukça yorucu oldu. Evime dönüp, Pardus kurulu bilgisayarımı açınca, gerçekten rahatlamıştım.
Bu yaşadıklarımı aynen de yazma ihtiyacı hissettim. Beni, vaktiyle Linux ile tanıştıran Kaan ve Ayla’ya, “abi ya, sen Fedora kullanıyorsun, bak üç gün önce Pardus çıkmış, bir de onu dene” diyen Mertcan’a teşekkürlerimi sunarım.
Gerek çevremdeki Windows kullanan, bilgisayarla haşır-neşir olan arkadaşlarım benim Linux hayranlığımdan, gerekse yazımı Özgürlük İçin Gezegeni’nden okuyacak olan Linux camiası da konunun içeriğinden ve birazcık da başlıktan ötürü bana tepki gösterebilirler. Ama dün son bir kez daha bazı şeyleri rahatlıkla fark edebildim.
Dün bilgisayarına Windows kurduğumuz arkadaşım başta olmak üzere bir çok kullanıcı Linux’a başlarda soğuk bakabilir, biraz kurcaladığında sevinebilir ve arkadaşım gibi kimi sorunlar yaşadığında hemen Windows’a dönebilirler. Ancak, kimileri de benim gibi sorunun çözümlerini arayabilir ve Linux’a hakim olabilir. Kimisi Windows’u daha rahat bulabilir, kimisi de Linux’u.
Ancak, sık sık forumlarda ve kimi günlüklerin yorumlarında gördüğüm kadarıyla, çoğunluk nedendir bir fanatiklik içinde.
Bırakın, karşınızdaki hangi platformda rahatsa, orada yoluna devam etsin ve buna da saygı duymasını bilin. Sizin yapmanız gereken, *her ne kadar ben de vaktiyle sık sık yapmış olsam da* başta Windows olmak üzere Microsoft’un ürünlerini ve hizmetlerini kötülemek değil, onlara karşılık gelen alternatif çözümleri tanıtmak, göstermektir. Son tercih, her zaman kullanıcınındır ve tercihlere her zaman saygı gösterilmelidir.
Tahmin ediyorum ki çevremde Microsoft Windows XP kullanan bir çok arkadaşım lisans sorunuyla [1] karşı karşıya… Kendi adıma konuşayım, ben o uyarı penceresini gördüğümde, bir sonraki sefere bilgisayarımdaki verilere sağlıklı bir biçimde ulaşıp ulaşamayacağım konusunda endişelenirdim. En azından öyle bir korkum yok ;)
Son olarak, söz konusu ekran görüntüsü, benim Windows XP kurduğum bilgisayardan alınmamıştır!
Saygılarımla…
[1] http://egetun.googlepages.com/winxplisans.jpg






