Linux'a yeni başlayanlara notlar: Konsol belası

mu1
avatar
Kayıt Tarihi:
06-01-2010
Sürüm: Pardus 2009
bilgi
ileti adresi
03-02-2010 19:07

 

Akıl fikir işleri serisi, Bölüm-1

 

Okuyucuya not:

  • Bu yazıların amacı, Linux kullanmaya yeni başlayanlara neye bulaştıklarına dair bir fikir vererek sinirlerini bozmaktır. Linux konusunda biraz sinir bozukluğu iyidir, çünkü düzelme sürecinde bir şeyler öğrenilir. İçerikte yeni bir şey yoktur, bilinenlerin tekrarından ibarettir.

  • Yazılarda herhangi bir konu sıralaması yoktur, konular yazarın aklına esme sırasına göre yazılmaktadır.

  • Bu yazının tüm hakları Gnu adlı sakallı Güney Afrika öküzünün türünün korunmasına ve semirmelerine bağışlanmıştır. Bu yazıları alıp onlardan bir şekilde para kazanan biri olursa, kazancının yüzde onu ile Gnu'lara ot ve saman sağlamakla yükümlüdür. Aksi takdirde yazar tarafından sonsuza dek lanetlenecektir. Yazara sade kahve ısmarlayarak lanetten kurtulmak mümkündür.

  • Yazılarda kullanılan ton ve üslup, yazarın o sabah trafikte takıştığı yaşam formunun zeka derecesiyle ters orantılı olacaktır.

  • Yazar, Linux ve diğer herhangi bir şey konusunda bir halt bildiği iddiasında olmayıp, tek derdi kendini bilmektir. Böyle bir kaygısı olmayıp, bilgisayar oyunlarındaki ustalık derecesine güvenerek ahkam kesenler için çeşitli çap ve ebatta dalga geçme replikleri bulundurmaktadır.

 

 

Linux'ta komut penceresi, konsol ve ona benzer şeyler hadisesi

Linux kullanmaya Windows'tan geçenlerin en canını sıkan şeylerden birisi, ikide bir komut penceresi ve ille de Konsol diye bir şey kullanma gereksinimidir. Oraya buraya tıklayıp işini görmek dururken ilkel görünüşlü bir şeye karışık ve anlamsız şeyler yazmak, sistemin yazdıklarını beğenmemesi, çoğu komutun sonunda sistemin hiç bir şey söylemeden öylece beklemesi gibi şeyler canlarını sıkar. Arada bir “buna yetkiniz yok, root diye bir şey olmanız gerekiyor, ama root olmak ta hiç iyi bişi değildir” türü uyarılar da alınca iyice ayar olurlar. Hele ki bir Linux ortamında zor bela alıştıkları komutlar var da onları bir diğerinde bulamazlarsa hepten gına gelir. Nedir bu çile?

 

Şimdi, konsolu filan bir tarafa bırakıp, yemeğe gittiğimizi varsayalım.

Diyelim ki amatör aşçıyız ve bol yıldızlı bir otelin restoranına müşteri olarak gittik. Girdiğimiz yerde şık bir dekorasyon, jilet gibi düzenlenmiş masalar, kibar garsonlar ve ışıltılı bir atmosfer olacaktır. Yemeğimizi sipariş ettik ve geldi. Baktık ki yemek iyi hoş olmuş, sunum güzel, lezzeti de fena değil ama yine de tam istediğimiz gibi değil. Örneğin, biz yemekteki soğanı standart haliyle değil de başka şekilde hazırlansın istiyoruz. İşi de biliyoruz ya, tutturduk aşçıyla konuşacağız diye.

Bu restoranda, garsonu yemekten anladığımıza ikna edebilirsek bizi şefle görüştürmeye yanaşır ve bizi mutfağa alır. Mutfağa girince de iki şey olur.

Önce ortamın değiştiğini farkederiz. Burada süslü masalar ve yumuşak ışıklandırma yerine, belli bir düzende koşuşturan personel, sıraya sokulmuş malzeme, yıkama, pişirme vs. aletleri ve endüstriyel ışıklandırma görürüz. Çünkü burada amaç hızla yemek hazırlamak, aynı anda birkaç siparişin hazırlanıp aksamadan masalara gitmesini sağlamak, artıkları hızla yok etmek ve malzeme firesini en azda tutmaktır, işin süs kısmı dışarıdadır. Aşçılar birbirleriyle konuşurken kısa cümleler ve yanlış anlamaya olanak vermeyen bir mesleki terminoloji kullanırlar. Dışarıdan bakan biri yemek mi hazırlıyorlar cepheye mühimmat mı hazırlıyorlar anlamayabilir.

Mutfağa girdiğimizde olan ikinci şey, çalışanların bize “hoop hemşerim, sen müşterisin buraya girmemen lazım, bişey devirip elini filan yakarsın burda, derdin ne?” bakışıyla bize bakmasıdır. Biz de usulünce (yetkili kullanıcı şifresi girerek) sıradan müşteri olmadığımızı, yemek işinden anladığımızı, ortalığı dağıtmaya gelmediğimizi, yemeğin sunulan halinden başka ilave şeyler de istediğimizi izah ederiz. İçeride bir şeyler devirip yangın çıkarmayacağımıza (yetkili kullanıcıyız ya) ikna oldukları zaman, bizi yemeği yapan aşçıyla görüştürmeye razı olurlar.

Aşçıyla konuşurken, onun mesleki dilden konuşmamız gerekir, yoksa ince ayrıntılarda anlaşamayabiliriz. Neyse ki biz de aşçıyız ve dil konusunda bir sorunumuz yok. İstediğimiz standart dışı değişikliği en ince ayrıntısına kadar tarif edip tam olarak tanımlayabiliriz.

Bazı durumlarda, “bu tatlıya altın tozu da serpin, bu mantarlar yerine de Vezüv dağı eteklerinde yetişen şu türden mantarları kullanın” gibi enteresan isteklerimiz olur. O zaman da bize “biz o kadarını bilmeyiz, şef bilir” derler. Şef meşgul bir kişidir, onunla öyle her babayiğit konuşamaz. (onunla konuşmak için 'root' şifresi gerekir). Eğer bu engeli de aşarsak, o zaman şefe derdimizi anlatıp, fırın ve ocakların ısısıyla filan da oynayıp iyice standart dışı, ama tastamam istediğimiz gibi bir yemek hazırlatabiliriz.

Bütün bunları restoran kısmındaki şık giyimli garsonla süslü masamızdan konuşarak yapamayız.

Eğer bu otelin adı Linux oteli ise, hesabı istediğimiz zaman bizden para pul da almazlar, bu da işi birazcık bilmenin faydasıdır. Bu restoranın hoş bir özelliği de hazır menü dışında, açık büfesinin de olmasıdır. Eğer aşçılıktan az biraz anlıyorsak, oradaki malzemelerden seçip keyfimize göre pişirtebiliriz, ona da para almazlar.

 

Şimdi bir de, başka bir otelin restoranına bakalım. Bunun adı da Windoze oteller zinciri olsun. Burada da restoran bölümü çok şık, garsonlar şık ve kibar, ortam güzel, ambiyans ta iyi.

Ama bu zincire ait restoranların birkaç farkı var. Öncelikle, yiyip içeceğimizin parasını peşin alıyorlar, karşılığında da yediklerimizi beğenmezsek garsonlar koşuşturup bizi memnun edene kadar uğraşacaklarını taahhüt ediyorlar. Şehrin her tarafında bu restoranlardan var, üstelik taklitleri de çok. Ancak taklit restorana bir kere gitmişsek, yediğimizden zehirlensek bile bir şey yapmıyorlar. Böyle bir durumda asıl restoran da bizi umursamıyor. Yemek tariflerini sır gibi saklıyorlar ve kullandıkları malzemeyi de söylemiyorlar. Adamlar haklı, pahalı bir yatırım yapmışlar ve masrafı çıkarmak zorundalar. Şehirde adım başı bu restoranlardan olduğu için de herkes orayı biliyor ve gidip bir şeyler yiyor. Her şeye rağmen iyi kazanıyorlar yani.

Bu restoranın başka bir özelliği, profesyonel aşçı bile olsak, eninde sonunda müşteri olduğumuz için bizi hiç mutfağa sokmamaları. Her şeyi restoran kısmında garsonlarla halletmek zorundayız. Çok çok, mutfaklarında bir ön büro var, eğer bilinçli müşteri olduğumuza inanırlarsa (administrator kartvizitimiz varsa) oraya alıp derdimizi dinliyorlar. Ama ön büroda yapabileceklerimiz çok sınırlı, derdimizi ayrıntısıyla anlatabileceğimiz, anlatmak istesek te bizi anlayabilecek eleman yok. Zaten bu restoran zinciri, profesyonel aşçıları değil, sadece konforlu bir ortamda menüde ne varsa onu yemek isteyen müşterileri hedef kitle olarak benimsemiş. Servis çok ağır da olsa rahatlığı ön planda tutan müşteriler bundan pek yakınmıyor.

Bu restoranın diğer bir özelliği de, “nasıl olsa bize profesyonel aşçılar yemek yemeğe gelmiyor” diye hijyen ve korumaya pek önem vermemesi. Parası olan herkes girsin diye de her tarafında kapı ve ardına kadar açık pencereler var. Bu yüzden yemek işinden biraz anlayan kötü niyetliler zaman zaman içeri dalıp malzemeye zehirli maddeler katabiliyor. Yapısal güvenlik önceden düşünülmediği için de restoranın buna karşı tek önlemi, yabancı daha önce hangi kapıdan girmişse o kapıyı kapatmak, ya da bozulma olasılığı olan yemeği menüden çıkartmak. Bu çoğu zaman müşterilere de zorluk yaratıyor, ama yapılabilecek başka bir şey yok. İsteyen müşteri parayla özel güvenlik elemanı tutabiliyor, ama bu da servisi iyice yavaşlatıyor.

Bu zincirin bir başka sorunu da, en baştan tasarlanırken çok hafif malzemeli yemekler için düşünülmüş olması. Gerçi şimdilerde mutfak inşaatları çok daha sağlam, ama eski yemek tariflerine uyumlu olması için bugün de binaların bazı yerleri birçok zayıflık içeriyor maalesef. Bu yüzden, dışarıdan gelen haydutlar sadece yemekleri zehirlemekle kalmayıp bazen restoranın binasını da çökertebiliyor. O durumlarda çözüm, mutfağı yıkıp yeniden yapmaya kadar gidebiliyor.

Kısacası, Windoze otellerinin restoranlarında işler yolunda gittiği, kimse yemekleri zehirlemeye kalkmadığı, teröristler veya sakar müşteriler binayı çökertmediği ve parayı peşin ödediğimiz sürece şık ve konforlu bir ortamda oturup menüde ne varsa alıp rahat rahat yiyebiliyoruz. Menüde de iyili kötülü pek çok seçenek var, müşterilerin çoğunluğu da bunları yeterli bulup fazlasını istemiyor. Eğer biz fazlasını istersek, sadece nasihat alıyoruz.

Bunların yanında bir de, Mack OZX adlı bir otel zinciri daha var. Burası mimari olarak Linux otelleriyle çok benzeşiyor, ancak müşterisine Windoze otellerinin restoranlarındaki konforu yaşatmaya çalışıyor. Üstelik garson olarak ta seksi görünümlü hanımlar var. Burada, eğer uzman aşçıysanız yine mutfağa girip şefle konuşma şansınız var. Ama bu o kadar fazla gerekmiyor, çünkü buradaki garsonlar Windoze zincirindekinden çok daha becerikli, yemekler konusunda pek çok özel talebimizi leb demeden leblebiyi anlayıp karşılayabiliyorlar. Ama bu restoran oldukça lüks ve pahalı. Kulüp gibi bir fiyatlandırma anlayışları da var; ilk giriş pahalı, sonrası 'ehven'. Ama çok şık bir yer olduğu için her gidişte başka bir kıyafet giyilmesi gerekiyor, bu da uzun dönemli maliyeti etkiliyor tabii. Zengin işi kısacası...

 

Şimdi gerçek dünyaya geri dönersek, Linux'daki Konsol emulatörü (veya alışılmış dille komut penceresi) istediğimiz yemeği tam ve eksiksiz olarak ilgilisine tarif edebilmek için girdiğimiz mutfak bölümüdür. Gerçi mutfağa kadar zahmet etmeden de oturduğumuz şık ve rahat masadan kolayca garsona siparişimizi verebiliriz. Ama o zaman menüde ne varsa onlardan birini seçmek ve orada nasıl yapılıyorsa öyle yemek zorundayızdır.

Eğer bir problem yüzünden restoran bölümünü o gün açamamışlarsa, o takdirde otelin arka kapısından geçip mutfağa doğrudan gireriz. Bu arka kapı da sistem konsolu oluyor.

Kısacası, Linux'taki o çirkin görünümlü, zahmetli konsol ve konsol emulatörleri, bize diğer işletim sistemlerinin veremediği esneklik ve sistem kalbine uzanma olanağını sağlıyor. Onların konuştuğu dili birazcık öğrenirsek bize çok çok fazla ek olanak tanırlar. Bu yüzden onları sevelim, itip kakmayalım. Bir gün lazım olabilirler.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

etiketilk adımlarkonsol
Bu ileti 10 kez değiştirilmiş olup, son kez 06-02-2010 02:30 tarihinde mu1 tarafından değiştirilmiştir.

Günlük Pardus 2011 İmajları

pardus-2011

Pardus'un gelişimini gün be gün izlemek, artık elinizde!

E-Dergi 25. Sayı Yayında

oi-kapak-25_1

E-dergimizin 25. sayısı yayında. Bu ayın dergisinde Wine, PlayOnLinux ve daha fazlası var.

Gnash'tan YouTube Desteği

gnash-logo

Gnash yeni sürümünde, YouTube'a tam destek verdiğini açıkladı.

gkhnt
avatar
Kayıt Tarihi:
28-12-2008
Sürüm: Pardus 2009
bilgi
ileti adresi
03-02-2010 20:22

Kıvrak zeka ürünü, ince; ama ders verici nitelikte esprilerle  süslü bir yazı olmuş.

hitaf
avatar
Kayıt Tarihi:
09-08-2008
Sürüm: Pardus 2009
bilgi
ileti adresi
04-02-2010 11:07

Çok güzel bir yazı olmuş... :)

Akıl fikir işleri serisi, Bölüm-1 andığım kadarıyla devamı gelecek. :)

Bun e-dergide her ay bir bölüm yayınlanırsa güzel olur.

Bu ileti 1 kez değiştirilmiş olup, son kez 04-02-2010 11:10 tarihinde hitaf tarafından değiştirilmiştir.

Fatih TURGEL
autocadokulu
avatar
Kayıt Tarihi:
13-11-2009
Sürüm: Pardus 2009
bilgi
ileti adresi
04-02-2010 17:34

Ben de yazıyı çok beğendim, anlatım tarzı ve üslubu çok keyifli buldum. Elinize dilinize sağlık. Konuyu biliyor olmama rağmen sıkılmadan yazının sonunu getirmeyi başardım.

AKINCILAR
avatar
Kayıt Tarihi:
17-10-2009
Sürüm: Pardus 2009
bilgi
ileti adresi
04-02-2010 17:45

Maaşallah   ferman   gibi  yazmışsınız   eğlenceli  bir   bilgilendirme  olmuş.teşekkürler.Ama   benim   için  biraz  geç  olmuş.Bu  masaüstü   yetkilendirme  hadisesi   benim  uğraştıklarımdan  bide  root  parolasınıda  unutmadımmı  ne   uğraştım  ha.Velhasıl   anlattıklarınız   fevkalade  yerinde saygılar.Kahkaha

developer
avatar
Kayıt Tarihi:
27-10-2009
Sürüm: Pardus 2009
bilgi
ileti adresi
05-02-2010 18:22

Güzel benzetmelerle süslenmiş, okuması keyifli bir yazı olmuş. Ellerine sağlık. :)

Ryuk
avatar
Kayıt Tarihi:
17-04-2008
Sürüm: Pardus 2009
bilgi
ileti adresi
05-02-2010 18:25

Başta korkutum, sonradan konsole'a sempati uyandırıyor. Ve kendini okutuyor.


hacker1@jabber.pardus.org.tr / masterlin.animetr@gmail.com
Paxera1405
avatar
Kayıt Tarihi:
16-04-2010
Sürüm: Pardus 2009
bilgi
ileti adresi
17-04-2010 22:32

Çok güzel bir üslup, zekice benzetmeler ve niceleri

 

Çok güzel bir yazı

yazturk
avatar
Kayıt Tarihi:
29-05-2008
Sürüm: Pardus 2009
bilgi
ileti adresi
18-04-2010 00:40

Bu kadar uzun bir yazıda sırf konsolun yararları yerine biraz kullanımından bahsedilmesini beklerdim, ne de olsa NASIL belgesi... Ama ne diyelim emeğe saygı... Okuyucuya not kısmı güzeldi.

egetun
Forum Yöneticisi
avatar
Kayıt Tarihi:
06-02-2008
Sürüm: Pardus 2009
bilgi
ileti adresi
18-04-2010 10:51

Peki bu yazının bir kaynağı var mıdır, Google'da aratınca da bir kaç farklı yerde daha karşıma çıktı çünkü.


Deniz Ege TUNÇAY | egetun@ozgurlukicin.com | www.egetun.com
mu1
avatar
Kayıt Tarihi:
06-01-2010
Sürüm: Pardus 2009
bilgi
ileti adresi
06-05-2010 02:16

egetun, 18/04/2010 10:51 tarihinde:

Peki bu yazının bir kaynağı var mıdır, Google'da aratınca da bir kaç farklı yerde daha karşıma çıktı çünkü.

 

1. Zahmetli cevap:

Google'da görülen herbir kopyanın, bulundukları yerlerdeki yayın tarihlerine bakmakta yarar var. Orijinal kaynak en eskisi oluyor.

 

2. Kolay cevap:

Yazının kaynağı dosdoğru burasıdır. Alıntı yapanların bazıları kaynak gösterme nezaketini göstermişler (örnek, M.Serhat Aslan'ın blog'u), bazıları copy-paste tekniği ile utanmazlığı birbirine karıştırmışlar (örnek, Forum Evren.Net'teki 'Logic' nick'li badem).

Bir de Google, cyber-warrior.org sitesinde de bir kopyasını gösteriyor, siteye 'sivilleri' almadıkları için kendi aralarında hackercilik oynarken kaynak gösterip göstermediklerini bilemiyorum.

Yazıyı kopyalayanlar, her yazımın başına koyduğum başlık paragrafını bile araklamaktan geri durmamışlar ya, en çok ona güldüm. Hele kaynak göstermeden kopyalayan aklıevvel, 'Akıl fikir işleri Bölüm-1' başlığını olduğu gibi yerinde bırakmış 'yahu millet bunun devamını merak etmez mi diye düşünmeyi akıl edememiş.

Neyse, olur böyle şeyler :)

 

Bu ileti 1 kez değiştirilmiş olup, son kez 06-05-2010 02:17 tarihinde mu1 tarafından değiştirilmiştir.
aksuugur76
Tema Yöneticisi
avatar
Kayıt Tarihi:
07-09-2009
Sürüm: Pardus 2009
bilgi
ileti adresi
06-05-2010 02:42

egetun, 18/04/2010 10:51 tarihinde:

Peki bu yazının bir kaynağı var mıdır, Google'da aratınca da bir kaç farklı yerde daha karşıma çıktı çünkü.

Bu sorunun cevabını ben de merak ediyordum.@mu1 açıklama için teşekkürler.Ayrıca güzel bir yazı olmuş.

mu1
avatar
Kayıt Tarihi:
06-01-2010
Sürüm: Pardus 2009
bilgi
ileti adresi
06-05-2010 23:14

 

Bütün arkadaşlara ilgileri için ben teşekkür ederim.

Ayrıca,

yazturk, 18/04/2010 00:40 tarihinde:

Bu kadar uzun bir yazıda sırf konsolun yararları yerine biraz kullanımından bahsedilmesini beklerdim, ne de olsa NASIL belgesi... Ama ne diyelim emeğe saygı... Okuyucuya not kısmı güzeldi.

Çok doğru, ancak iş konsolun (etkin) kullanımından bahsedilmesine gelince işin içine kaçınılmaz olarak shell programming giriyor, o da tek yazıya sığmayacak kadar geniş bir konu. Belki bir gün vakit bulup/yaratıp parça parça yapabilirim.

Bu yazının asıl amacı (özellikle Windoze'dan geçen kullanıcılara) Linux'ta konsolun sıkıcı ve kullanımı zorlaştıran bir şey olmayıp, tersine kullanıcıya sistem üzerinde hakimiyet sağlayan bir avantaj olduğuna vurgu yapmaktı.

 

Bu ileti 1 kez değiştirilmiş olup, son kez 06-05-2010 23:14 tarihinde mu1 tarafından değiştirilmiştir.
ayberk
avatar
Kayıt Tarihi:
04-04-2010
Sürüm: Pardus 2009
bilgi
ileti adresi
07-05-2010 18:14

Yaziniza gercekten bayildim. Ustte yazmis olduklarinizdan yola cikarak blogumda da paylastim yazinizi. Umarim sizin icin sorun degildir(kaynak gosterdim tabii ki :)).

Tekrar tebrik ve tesekkur etmek istiyorum bu guzel yazi icin. Bilmeyenler icin hic sikmadan okunabilecek ve ayni zamanda objektif bir yazi da olmus.


may the source be with you
Yanıtla